|
Defne'nin yoga tarihini anlattığı ders çok güzeldi. Bir kere daha yapılsa yine girerim. Bugünkü derse de gitmek istiyordum ama Cumartesi gecesi azınca kalkacak halim kalmadı. Bir de koca yanında kalayım istedi. İsterdi. Sormadım ama biliyorum. Gitsem çok bozulurdu. Neyse, kısmet(sizlik)...
Günü vücudumuzu restore etmek için çabalamalarla geçirdim. İçinde çalar saat barıdıran bu vücut gece geç yatsa da yine sabah yedi gibi uyandı. Baktım canı kahvaltı istiyor, üstelik vitaminli ve sulu şeyler, kalktım portakal ve elma yedim. Tekrar yattım uyudum. Bizimki tam onikide sucuklu rüyalarla uyandırdı beni. Yarım saat direndim. Olmadı. Bu sefer de sucuklu mucuklu Pazar kahvaltı sofrası hazırladım. Koca hala baygın olduğundan yetişemedi. Pazar gazeteleri eşliğinde karnımı doyurdum. Bal kaymak, ah bal kaymak. Tekrar yattım!
Akşam üstü kalkıp hem kocaya hem de kendime biraz daha meyve hazırladım.Koca da ayran yaptı. Fantastik film eşliğinde meyve, badem, ayran yenildi içildi. Film bitince banyo yapıp biraz daha kendime geldim ve yemek olarak mantı yaptım. Yoğurt arındırıyor gibi geliyor. Aynı zamanda uyutuyor. Mantı sonrası, inanılır gibi değil ama, koltukta uyuyakaldım.
Günün hepsi yatıp kalkıp yemekle geçti. Yarına iyileşirim artık. Koca yarın da tam kendine gelemez. Onun kendine gelmesi iki üç gün sürüyor. Zayıf bir bünyesi ve psikolojisi var. Bakım gerektiren birisi. Pek çok şeye ihtiyacı var. Çok ihtiyacı var.
Yavaşlamış hissediyorum kendimi. Gündüz bakkala giderken hava öyle güzeldi ki. Ilık bir rüzgar esiyordu. Az önce o güzel hava fırtınalı yağmura çevirdi kendini. Şimşeklerle aydınlandı evin içi. Hava bile bu kadar gel git iken ben nasıl dengede kalayım?
Minas'ın yeni yerine gittik dün gece.Gecenin en sonunda. Ondan önce Beşiktaş'ta meyhanedeydik. Arkadaşlar ve kayınvalideler arasında. Bir tür boş boğazlığım üstümdeydi ve kaynanaya bir sürü pot kırdım. Kelimeler ağzımdan dökülüveriyorlardı. O sırada "aman allahım böyle dememeliyim çok kaba" diye düşünüp yine de kendimi zamanında durduramıyordum. Her neyse, ya anlamadılar, ya da sağolsunlar anlamamazlıktan geldiler. Sonra üç kişi kaldık ve yeni kulübe gittik. Bütün gün yoga derslerine girip çıktığımdan üstümde eşofman tipli kıyafetlerim ve plastik çizmelerim vardı. Kafam kıyaktı. Müzik çalıyordu. Ortalarda komik komik dans ettim durdum. Arada Tayfun ve koca ellerindeki bardaklardan bir şeyler içirdiler bana. Sonra baktım bizim adam sarhoş ötesi olmuş, ruh bedenden ayrı duruyor toparlanıp bizi eve ulaştırdım. Ben de zaten tepinmekten yorulmuştum. Bu dans işi hep iyi geliyor. Keşke dansöz filan olsaymışım.
Bir garip his var içimde; sanki sevgilimle ayrıldık. En son görüştüğümüzde her şey normal yani çok güzeldi. İçimi hüzün kapladı ardından. Ayrılmak zor geliyor. Hep bitmesi gerek. Her seferinde bitmeli. O'nun da dediği gibi en sonunda unutmak zorundayız. Unutmak imkansız gibi. Ama en sevdiklerim yanımda olmasa da yaşayabiliyorum en nihayet. Hayır, hayat asla bir daha eskisi gibi olmuyor. Olmuyor. Ve hala hayatta kalıyorum. |